Cep +90 532 212 45 90

+90 242 324 35 30

Favorilerim ( 0 )
Favori Emlaklarımı Görüntüle

Geçmişten Günümüze Antalya’nın Mimari Dokusu

23.7.2019

Kaleiçi, Kesik Minare

Antalya, söylentilere göre, Bergama Kralı II. Attalos’un “Bana yeryüzündeki cenneti bulun” demesiyle, bazı kaynaklara göre de Akdeniz’deki en stratejik liman kentlerinden biri olan Side’yi alamamasıyla, M.Ö. 2. yüzyılda bugünkü Kaleiçi’nde yat limanının bulunduğu yerde “Attaleia” adı ile kurulmuştu. Hellenistik Dönem sırasında Attaleia yerleşiminin bugünkü Kaleiçi Limanı’nı çevreleyen bir boyuta sahip olup, kuzey ve güneyde günümüzdeki Mermerli ve Tophane teraslarına, doğuda ise Yivli Minare’ye uzandığı düşünülmektedir. Kesik Minare alanında yapılan kazılar, alanın “agora” olarak kullanıldığını ve kentin II. Attalos döneminde buraya kadar uzandığını göstermektedir. Savunma ya da deniz feneri amacıyla kullanılan ve günümüze kadar gelebilmiş Hıdırlık Kulesi de bu dönemde inşa edilmiştir. Limanla kent arasında geçişi sağlayan Kırk Merdiven’den Kale Kapısı’na uzanan ve yüzyıllarca ayakta kalan güçlü surların da Hellenistik Dönem’de yapıldığı düşünülmektedir. Hellenistik Dönem Krallıkları arasında sık sık el değiştiren Attaleia'nın M.S. 130 civarlarında Roma İmparatoru Hadrianus tarafından “ziyaret” edilmesi üzerine kentte imparatorun gelişini onurlandıran gösterişli yapılar inşa edilmiştir. Bu yapılardan günümüzde en çok bilineni Hadrian Kapısı’dır.

Roma İmparatorluğu’nun M.S. 4. yüzyıldan itibaren Hristiyanlığı yasal din olarak kabul etmesi, Attaleia’nın kentsel yapısında büyük değişikliklere sebep olmuş, önceki dinlere ait yapıların çoğu bu dönemde yok edilmiştir. 20. yüzyıl başlarında anılan bir düzine kilisenin çoğunun bu dönemde yapıldığı düşünülmektedir. Bu kiliselerden en önemlisi bugünkü adı Kesik Minare olan Panagia Kilisesi’dir.

Attaleia, Erken Bizans Dönemi’nde bölgeye ulaşan Arap akınları nedeniyle Perge, Termessos gibi büyük kentlerden ayrılan göçmen gruplarını güçlü surlarıyla cezbetmiştir. Gelen göçlerle kentin büyümesi kentin savunma sisteminin güçlendirilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Hadrian Kapısı savunma sistemini bir parçası haline getirilmiş, surlar doğu ve güneyde genişletilmiş, iç sur ve dış sur arasına su dolu hendekler kazılmıştır. Attaleia’nın geniş sokaklarından oluşan düzenli kent dokusunun bu dönemde barınak ihtiyacı yüzünden bozulup bugünkü dar ve düzensiz sokaklı halini aldığı düşünülmektedir.

12. Yüzyıldan itibaren bölgede Türk hâkimiyeti artmış ve Attaleia bir süre Bizans ile Selçuklular arasında el değiştirdikten sonra 1216’dan itibaren tamamen Selçuklu şehri olmuştur. Bu dönemden itibaren bu bölgede Türkmen nüfusu artmaya başlamıştır. İlerleyen zamanlarda şehirdeki Türk nüfusunun artmasıyla Hristiyan kesim şehir dışına itilmiştir. Bu dönemde Anadolu’daki günümüze ulaşan en eski çok kubbeli camii olan Yivli Minare Camii, Zincirkıran ve Nigar Hatun Türbeleri gibi birçok eser yaptırılmıştır.

15. Yüzyılda, Antalya'nın Teke Beyliği’nin başkenti olduğu dönemde, bölgeye birçok tekke, zaviye, medrese, çeşme gibi yapılar inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti’ne katıldıktan sonra 15. ve 16. yüzyılda da Anadolu’da yaşanan ekonomik haraketlilik sonucu kent de surların dışına yayılmış, zamanla kale içerisi liman işçilerinin ve idarecilerinin yaşadığı bir bölgeye dönüşmüştür. Osmanlı kent anlayışına göre, yeni yapılan bir cami iskan arzu edilen yeni bir yerleşimin çekirdeğini oluşturur. Bundan yola çıkarak 15. Yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Bali Bey Camii’nin ve 1571’de Karaman Beylerbeyi Murat Paşa tarafından yaptırılan Murat Paşa Camii’nin, insanları surların dışına yerleşmeye teşvik ettiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde kent, Adalya olarak anılmaya başlamış, Bizans ve Selçuklu dönemlerine özgü surla çevrili kapalı kent olma özelliğini yitirmiş ve Osmanlı kenti kimliğine bürünmüştür.

Evliya Çelebi 1671’de Adalya’yı ziyaret ettiğinde surların 4400 adım uzunluğunda olduğunu, 80 tane kule barındırdığını ve yaklaşık 3000 evden oluşan dar sokaklı bir yerleşimi çevirdiğini yazmıştır. Notlarında Adalya, surlarının dışına taşmış kalabalık bir liman kenti izlenimini uyandırmaktadır. Celali ayaklanmaları gibi siyasi olaylar sonucu merkezi otoritenin zayıflaması, toplumsal ve siyasi çalkantılar, miri toprak düzeninin çözülmesi gibi nedenlerle 17. ve 18. Yüzyıldan itibaren Anadolu’nun daha durağan bir döneme girdiği söylenilebilir. Bu durum Adalya’da bu dönemden günümüze ulaşan anıtsal boyuttaki tek yapının 18. Yüzyılda inşa edilen Tekeli Mehmet Paşa Camii olmasını açıklar niteliktedir. Aynı zamanda Atlantik ticareti güçlenirken Akdeniz ticaretinin eski önemini kaybetmesi sonucu Adalya bu dönemde deniz ticareti bakımından geriye düşmüştür.

Amiral Francis Beaufort 1811 yılında Adalya’yı ziyaretinde kentin küçük bir liman çevresine yerleştiğini, sokaklarının bir tiyatronun oturma basamakları gibi art arda yükseldiğini, bir hendek iki sur duvarı ve bir dizi dörtgen kule tarafından kuşatıldığını ve nüfusunun 8000 kişiyi geçmediğini belirtmiştir.

Osmanlı toplumunun 19. yüzyılda Avrupa’dan ekonomik ve teknolojik anlamda geride kalması sonucu bir dizi ıslahat çalışmaları yapılmıştır. Bu ıslahat çalışmalarının en önemlisi olan Tanzimat Fermanı ile girilen siyasal, toplumsal ve ekonomik reform süreci liman kentlerini ve ticaret bakımından yoğun kentleri etkilemiştir. Antalya’da bu kentler arasındadır, ancak bu bölgenin demiryolu ile Anadolu’ya bağlı olmaması, kentin İstanbul, İzmir, Bursa kadar gelişmesini engellemiştir. 19. Yüzyıl sonlarına doğru Adalya kentinde hükümet konağı, hastane, okul, karakol gibi kamu yapılarının yanı sıra Avrupa ülkelerinin doğu ticareti üstünde kontrol kazanmaları sonucu gümrük, antrepo, postaneler ve yabancı bankalar gibi kuruluşlar kurulmuştur. 1885 yılında şehri ziyaret eden Karl Lanckoroński Adalya’da yaklaşık 25.000 kişinin ikamet ettiğini, 10 caminin, 9 kilisenin, 2 hastanenin, 1414 dükkanın ve 6-7 okulun bulunduğunu belirtmiştir. Bu bilgi şehrin Tanzimat Dönemi reformlarından etkilendiğini kanıtlar niteliktedir. Bu yılın sonlarına doğru, Antalya artık surlarla çevrili küçük bir kent olmaktan çok uzaktı. Kent 25.000 nüfusluydu ve Kaleiçi’nin kuzeyindeki Elmalı, Teşvikiye, Muratpaşa mahalleleri ile doğusundaki Balbey ve Yenikapı mahallelerine kadar genişlemişti.

Antalya, Kaleiçi

20. yüzyılın başları ise Anadolu için oldukça çalkantılı geçmiştir. 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde Antalya’da diğer Anadolu şehirleri gibi ekonomik anlamda çok zarar görmüştür. Bölge bir süre İtalyanların işgali altında kalmıştır. Aynı zamanda son iki yüzyılda baş gösteren yangınlarla birkaç defa tahrip olması, artık güvenlik anlamında bir işe yaramadığı ve kentin hava sirkülasyonunu engellediği gerekçesiyle surların çoğunluğunun yıktırılması, kentteki Rum kesiminin mübadeleyle göç etmesi gibi olaylar sonucu Kaleiçi artık şehrin en önemli yerleşim yeri olmaktan çıkmıştır.

Cumhuriyet'in ilanından 1950'lere kadar olan dönemde Türkiye'nin modernleşme projesi kapsamında sanayileşme planı dahilinde yapılan fabrikalara yer olarak küçük Anadolu şehirlerinin seçilmesiyle kentlerin büyümesinin sağlanması ve modernist kentler yaratmak hedeflenmiştir. Bu dönemde Ankara dışındaki kentler çok büyümemişlerse de Antalya'da hala öğretime devam eden Antalya Lisesi, Halkevi gibi yapılar inşa edilmiştir. Antalya'nın tarihsel, kültürel, ekonomik gelişimi son yıllardaki bazı eserlerde enine boyuna ele alınmıştır. Kalekapısı civarındaki ahşap dükkanlar yıkılmış, modern tek katlı binalar yaptırılmış, Atatürk Caddesi'ne palmiyeler dikilmiş, Karaalioğlu Parkı yenilenmiş, Konyaaltı Caddesi açılmış ve caddenin paralelinde gelişen Bahçelievler semti kentin ilk planlı imar hareketlerinden olmuştur. Aynı zamanda bu dönemde Kaleiçi Limanı'ndaki nirengi noktası olarak kullanılan Kız Kulesi Belediye Başkanı Burhanettin Onat'ın itirazlarına rağmen Antalya Valisi Sadri Aka'nın talimatıyla yıktırılmıştır.

II. Dünya Savaşı'nın Avrupa'yı kasıp kavurduğu dönemi takip eden 1950'li yıllar ise, tam tersine, Türkiye'nin kentleşme sürecinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemden itibaren ekonomik anlamda dışa açılan Türkiye'de tarımda hızlı bir makineleşmenin başlaması, ortalama ömrün uzaması, ulaşım ve haberleşmedeki gelişmeler, daha iyi yaşam şartlarında yaşama isteği gibi nedenlerle kırsal nüfusun kente göçü başlamıştır. 1950 yılında Antalya'nın merkezi nüfusu 27.000 kişi ve yayılma alanı 270 hektarken, sadece 10 yılda nüfus 50.000 kişi, yayılma alanı 690 hektar olmuştur. Kentin altyapısı o dönemin teknolojisi el verdiğince tamamlanmaya çalışılırken şehirde Antalya Pamuklu Dokuma Fabrikası ve Kepez Elektrik Santrali’nin kurulması gibi önemli sanayi atılımları yapılmıştır. Bu dönemde Antalya batıda Konyaaltı plajına, güneyde Barınaklar semtine, kuzeyde ise Dokuma ve Memurevleri'ne kadar yayılmıştı. Bu dönem Antalya'nın büyümesinin kontrol altında tutulabildiği son yıllardır. Bu dönemde Antalya'nın ilk şehir planı 1957'de oluşturulmuştur. Planda her ne kadar tutarlı bir gelişme stratejisi ortaya koyulsada, yoğun nüfus artışını öngörülememiş ve şehrin özgün mimari dokusu ve iklim özellikleri pek dikkate alınmamıştır. Bu nedenle Antalya'da geri dönülemez bir yapılaşma sürecine girilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi Antalya’nın nüfusu 1960’a gelindiğinde ani bir sıçramayla 50.000 olmuştu. Bu artışın katlanarak devam etmesiyle 1970 yılında kentin nüfusu 95.000 kişiye ulaşmıştı. Katlanarak artan nüfusun barınma ihtiyacını karşılamak için Antalya da dâhil olmak üzere büyük illerde apartmanlar yapılmaya başlanmıştı. 1964'te Antalya'nın ilk apartmanı “Kırk Daireler" Işıklar'da yapıldıktan sonra, 70'lerde Güllük Caddesi'nde apartmanlar yükselmeye başlamış, aynı dönemde Kepez'deki gecekondulardan oluşan kaçak yapılaşma yönetimin göz yumması sonucu apartmanlaşmıştır. Derken Antalya’da hızla binalar yükselmeye başlamış, eski mahalle yaşayışı kaybolmuş, kent merkezindeki eski kent dokusunun çevresindeki rant artışı ve bunun sonucunda çok sayıda dükkan içeren iş hanları yapılmış, ana caddeler dönüşüm geçirmiş, şehir kimliksiz bir hale bürünmüştür. “Antalya’nın yaşayan hafızası” diye anılan sivil tarihçi Hüseyin Çimrin bu dönüşümü ayrıntılı olarak anlatmaktadır.

70’lerde Antalya merkezinin turizm alanı ilan edilmesi, yeni liman yapılması, Kaleiçi Koruma ve Geliştirme İmar Planı’nın yürürlüğe konması, Fethiye-Kaş yolunun açılması gibi sebeplerden dolayı nüfus planda öngörülemeyen bir ivmeyle artmış, belediyenin denetimsizliği yüzünden gecekondulaşma durdurulamamış, yasadışı şekilde inşa edilen çok katlı yapılar imar aflarıyla yasallaştırılmıştır. 70’lerin sonuna gelindiğinde Antalya’da 10.000 gecekondu olduğu bilinmektedir. Bu dönemde aynı zamanda Türkiye’de özel otomobiller yaygınlaşmış, şehir içi ulaşım kolaylaşmış, şehirlerin yayılması daha da hızlanmıştır. Bütün bunların üstüne 1978’de yeni bir imar planı yapılmıştır. Plana göre yapılaşma batıya kaydırılacak, doğudaki tarım alanları korunacak, doğuda Lara bölgesi doğal sit alanı olarak tanımlanacak, Lara bölgesinde sadece belirli yerlerde turistik tesisler kurulacak, şehrin su kaynaklarının çevresine imar yapılması yasaklanacaktı.

1982 yılında Akdeniz Üniversitesi kurulmuş, kentin nüfusu bu yıllarda 280.000’e çıkmıştır. Gecekondular kentin kuzeyinde yoğunlaşmaya devam etmiştir ve bu dönemde kentin imar planları birçok kez değiştirilmiştir. 1980 yılından itibaren dört ayrı imar planı hazırlanmış, önceki imar planına ters düşecek şekilde Lara bölgesi sit alanı kapsamından çıkarılıp imara açılmış, 1992 yılında yapılan başka bir imar planı ise verimli tarım topraklarını korumak amacıyla nüfusun kuzeye kaydırılarak bir uydu kent kurulmasını öngörmüştür. Kentte bu dönemde yapılan turizm yatırımları ve sık sık değiştirilen plan kararları kentin doğal ve kültürel yapısını bozmuş, tarım alanları iskana açılmış ve sit alanları daraltılmıştır. 1996 yılında Cam Piramit Kongre Merkezi, otogar, Antalya Kültür Merkezi gibi önemli yapılar inşa edilmiş, kentte turistik atraksiyonlar bu dönemde oldukça çeşitlendirilmiştir. 2000 yılında kent nüfusu 936.000’e, tüm ilin nüfusu ise 1.719.00’e çıkmıştır. Günümüzde Antalya merkezi batıda Hurma Mahallesi, kuzeyde Kepez, güneyde Örnekköy, doğuda Aksu Deresi’ne kadar yayılmıştır. 2017 nüfus sayımına göre Antalya ilinde 2.364.396, merkezinde ise 1.251.523 kişi yaşamaktadır.

Bu yazıyı yazma amacım, Antalya örneğinin üzerinden giderek, şehirlerimizin mimari dokusunun korunamaması, çarpık kentleşme, bu topraklarda bizden önce yaşayan toplumların kültür miraslarını yarınlara bırakma sorumluluğunu yerine getiremememiz, restorasyon hataları yüzünden zarar gören ya da kaybolan eserler, bakımsızlıktan yıkılan antik yapılar gibi beni çok rahatsız eden konularda bir eleştiride bulunmak. Türkiye’nin köylerden kente göçün ve nüfus artışının patladığı yıllarda aldığı birtakım yanlış kararlar sadece Antalya’yı değil, bütün şehirlerini kökten değiştirmiştir. Yerel yönetimlerin gecekondulaşma ve çarpık kentleşme konusunda gerekli duruşu gösterememesi 1950’lerde başlayan artan konut ihtiyacının yanlış bir şekilde karşılanması sonucu bu durum çığ gibi büyümüştür. En başta büyük şehirlerde başlayan apartmanlaşma süreci, daha sonra Türkiye’nin kentleşme anlayışında norm haline gelerek küçük ya da büyük bütün Anadolu kentlerine yayılmış, güzel ülkemizin çeşit çeşit kültürel dokularını aynı Antalya’daki gibi sindirmiştir.

Bazen Antalya’nın, eski şehir dokusu korunmuş olsaydı nasıl bir şehir olacağını merak ediyorum. Işıklar Caddesi’nde palmiyeler ve arkasındaki iki üç katlı kiremit çatılı evler görüyorum. Falezlerden akan sürüyle şelale görüyorum. Üç Kapılar’ı görüyorum, tabanının üstü camla kaplanmış, camın üstünden ayaklarının altındaki binlerce yıllık taşları görüyorlar, yüzyıllardır nasılsa hala öyle duruyor, üstüne çivi bile çakılmamış. Kaleiçi’nin geleneksel evlerinin avlularındaki meyve ağaçları bile duruyor hala. Kapıyol’daki eski evler alakasız renklerde görüntü kirliliği yaratan tabelalarla kapatılmamışlar. Artık pek çok şeyin geç olduğunun farkında olsak da yine de mahallelerimize, yerleşim birimlerimize, şehirlerimize ve genel olarak ülkemizin yaşanabilirliğine sahip çıkmalıyız ve korumacı bir politika izlemeliyiz.

* Kaynakça: Deren Güzel Tekçe, Toplumsal Tarih, 306./ Haziran 2019, S:76-79

Antalya Hakkında Daha Fazla Bilgi

Yabancı Misafirlere Antalya’da Yaşamayı Sevdiren 10 Neden: Yabancı misafirler neden Antalya’yı, Türkiye’deki diğer şehirlere oranla daha çok sevmektedir?
Antalya’da Yapılabilecek En Güzel Şeyler: Antalya’da huzurlu bir deniz semasında güneşlenin, antik kentler arasında zaman yolculuğu yaptıran bir yürüyüşe çıkın veya Tahtalı Dağı’ndan paraşütle inin!
Akdeniz’in Başkenti Antalya’yı Ziyaret Etmeniz İçin 9 Neden: Maviyle yeşilin buluştuğu cennetten bir köşe olan Antalya, yaşamınızı ve tatilinizi masal gibi bir ortamda geçirmenizi sağlıyor.

Emlak Haberleri23.7.2019
Geçmişten Günümüze Antalya’nın Mimari Dokusu
18.7.2019
Türkiye’de Konut Yatırımı Yapmak İçin En İyi 10 Neden
13.7.2019
Türkiye, Yabancılara Yaşam ve Kariyer Fırsatı Sunan 7. Ülke
17.6.2019
Antalya’da Konut Alımında En Çok Tercih Edilen İlçeler
22.4.2019
Türkiye’de Konut Alınabilecek En İyi Yerler
4.4.2019
Türkiye Gayrimenkul Sektöründe İstanbul Havalimanı Heyecanı
11.3.2019
Filistinliler Seyahat Belgesi ile Konut Alabilecekler
1.3.2019
Antalya’dan 13 Farklı Ülkeye Direkt Uçuşlar Başlıyor
TÜM HABERLER
BAŞA
DÖN
Bizimle Çalışmak İster misiniz?